Tanrılar ve tanrıçalar, Ay Tanrısı Arma’nın şahitliğinde, karanlık gökyüzünün altında, parlak yıldızların aydınlığında, saçtıkları şeref nurunun etkisiyle, görsel bir ışık seremonisi içerisinde toplandılar. Yerel tanrılar, Ratenga ve Zaliyanu’nun anlatacaklarını dinlemek için sabırsızlanıyorlardı. Söze başlayan Zaliyanu oldu; Suksi limanındaki esir pazarında Anadolu’dan getirilmiş kurban edilmek üzere satılacağını öğrendikleri bir ana, kıza üzüldükleri için onları esir tüccarlarından satın alarak kurtardıklarını ve tekneyle buraya kadar getirdiklerini söyledi. Ratenga da destekleyici bir üslupla devam etti. Bu zavallı ana, kıza gün batımından önce tanrıların kutsal suyundan içirdiklerini, teknede uyuttuklarını ve uyandıkları zaman özgürlüklerine kavuşacaklarını bildikleri için mutlu olduklarını ifade etti. Bu anlatılanlara büyük bir hiddetle ilk karşı çıkan Dağ Tanrısı Saggara oldu. Kaos senaryosunun gerçekleşmesini destekleyeceğini düşündüğü bu hatanın kendilerini ifşa edebileceğini ve bu felaketi göze alamayacaklarını söylediğinde diğer tanrı ve tanrıçaların desteğini de çoktan almıştı. Ana, kızın henüz uyanmadan sahildeki tekneden yanlarına getirilmesini istedi. Üzüntü duyan Ratenga ve Zaliyanu’nun haricindeki bütün tanrılar bu isteğe itiraz etmediler. Âkibetlerine karar vermek için Ateş Tanrısı Gerra’nın fikri önemliydi. Zira ana, kızın kadim bir sunak yeri olan meteor krateri Luvzanta çukuruna indirilip yakılmasını o istemişti. Böylece tanrılar dünyasındaki yaşamın normal akışına devam etmesine büyük katkıda bulunacaklardı. Yerel tanrılar, panteondaki ana tanrı ve tanrıçalara özellikle de Kuzey Mezopotamya ile Anadolu’nun Gökyüzü ve Fırtına Tanrısı Teşup ve eşi Hepat’a tıpkı insanların yaptığı gibi sunak yerlerinde kurban veriyorlardı. Tabii ki kurbanın insan olması tanrıların şanına fazlasıyla yakışırdı. Kaşkasepa ve Zeyşel gözlerini açtıklarında kendilerini çorak bir çukurun içerisinde buldular. Gökyüzünün karanlığını görebildikleri, yıldızların altındaki bu çaresizlik, birbirlerine korkuyla sarılan bir ana, kızın hazin sonunu fazlasıyla anlatıyordu. Çukurdan çıkmak mümkün değildi. Yardım çığlıklarını insanoğlunun duymadığını anladıklarında kaderlerine de boyun eğmişlerdi. Ateş Tanrısı Gerra’nın gözlerinden çıkan şimşekler çukuru alevler içerisinde bırakmaya yetmişti. Alev çemberi daraldıkça çığlıklar artıyor, ona eşlik eden çaresiz gözyaşları hıçkırıklar ile sel oluyordu. Tatlısu Tanrısı Abzu, bu gözyaşlarına kayıtsız kalamamıştı. Onların yanarak acı içerisinde ölmesine razı değildi. Suyun hayat olduğunu bildiğinden sulara gömülüp boğulmalarını tercih etmişti. Bu zavallı ana kızın mazlum gözyaşları o kadar güçlendi ki artarak devam etti. İnanılmaz olağanüstü bir debiyle çoğaldı. Yağmurla birlikte gün doğumuna kadar tabiatın dönüşümü gerçekleşti. Öyle ki etrafı adeta cennet bahçesine benzeyen, kır çiçekleriyle bezenmiş, kuş cıvıltıları arasındaki bu ağaçlıklı yamacın eteklerinde temiz ve derin mavilikleriyle ün salmış büyüklü küçüklü iki tatlı su gölüne dönüştü. Ugarit’in denize bakan harabelerinde mitosun gücü tarihe bir not düşmüştü. Bu not, sadece öyküye hayat veren granit stelin üzerindeki Akatca metinden ibaret değildi. Her ne kadar tanrılara dair söylenceleri anlatsa da asolan Kaşkasepa ve Zeyşel göllerinin epik hikâyesiydi. Bitti.
Tanrılar ve tanrıçalar, Ay Tanrısı Arma’nın şahitliğinde, karanlık gökyüzünün altında, parlak yıldızların aydınlığında, saçtıkları şeref nurunun etkisiyle, görsel bir ışık seremonisi içerisinde toplandılar. Yerel tanrılar, Ratenga ve Zaliyanu’nun anlatacaklarını dinlemek için sabırsızlanıyorlardı. Söze başlayan Zaliyanu oldu; Suksi limanındaki esir pazarında Anadolu’dan getirilmiş kurban edilmek üzere satılacağını öğrendikleri bir ana, kıza üzüldükleri için onları esir tüccarlarından satın alarak kurtardıklarını ve tekneyle buraya kadar getirdiklerini söyledi. Ratenga da destekleyici bir üslupla devam etti. Bu zavallı ana, kıza gün batımından önce tanrıların kutsal suyundan içirdiklerini, teknede uyuttuklarını ve uyandıkları zaman özgürlüklerine kavuşacaklarını bildikleri için mutlu olduklarını ifade etti.
Bu anlatılanlara büyük bir hiddetle ilk karşı çıkan Dağ Tanrısı Saggara oldu. Kaos senaryosunun gerçekleşmesini destekleyeceğini düşündüğü bu hatanın kendilerini ifşa edebileceğini ve bu felaketi göze alamayacaklarını söylediğinde diğer tanrı ve tanrıçaların desteğini de çoktan almıştı. Ana, kızın henüz uyanmadan sahildeki tekneden yanlarına getirilmesini istedi. Üzüntü duyan Ratenga ve Zaliyanu’nun haricindeki bütün tanrılar bu isteğe itiraz etmediler. Âkibetlerine karar vermek için Ateş Tanrısı Gerra’nın fikri önemliydi. Zira ana, kızın kadim bir sunak yeri olan meteor krateri Luvzanta çukuruna indirilip yakılmasını o istemişti. Böylece tanrılar dünyasındaki yaşamın normal akışına devam etmesine büyük katkıda bulunacaklardı. Yerel tanrılar, panteondaki ana tanrı ve tanrıçalara özellikle de Kuzey Mezopotamya ile Anadolu’nun Gökyüzü ve Fırtına Tanrısı Teşup ve eşi Hepat’a tıpkı insanların yaptığı gibi sunak yerlerinde kurban veriyorlardı. Tabii ki kurbanın insan olması tanrıların şanına fazlasıyla yakışırdı.
Kaşkasepa ve Zeyşel gözlerini açtıklarında kendilerini çorak bir çukurun içerisinde buldular. Gökyüzünün karanlığını görebildikleri, yıldızların altındaki bu çaresizlik, birbirlerine korkuyla sarılan bir ana, kızın hazin sonunu fazlasıyla anlatıyordu. Çukurdan çıkmak mümkün değildi. Yardım çığlıklarını insanoğlunun duymadığını anladıklarında kaderlerine de boyun eğmişlerdi. Ateş Tanrısı Gerra’nın gözlerinden çıkan şimşekler çukuru alevler içerisinde bırakmaya yetmişti. Alev çemberi daraldıkça çığlıklar artıyor, ona eşlik eden çaresiz gözyaşları hıçkırıklar ile sel oluyordu.
Tatlısu Tanrısı Abzu, bu gözyaşlarına kayıtsız kalamamıştı. Onların yanarak acı içerisinde ölmesine razı değildi. Suyun hayat olduğunu bildiğinden sulara gömülüp boğulmalarını tercih etmişti. Bu zavallı ana kızın mazlum gözyaşları o kadar güçlendi ki artarak devam etti. İnanılmaz olağanüstü bir debiyle çoğaldı. Yağmurla birlikte gün doğumuna kadar tabiatın dönüşümü gerçekleşti. Öyle ki etrafı adeta cennet bahçesine benzeyen, kır çiçekleriyle bezenmiş, kuş cıvıltıları arasındaki bu ağaçlıklı yamacın eteklerinde temiz ve derin mavilikleriyle ün salmış büyüklü küçüklü iki tatlı su gölüne dönüştü.
Ugarit’in denize bakan harabelerinde mitosun gücü tarihe bir not düşmüştü. Bu not, sadece öyküye hayat veren granit stelin üzerindeki Akatca metinden ibaret değildi. Her ne kadar tanrılara dair söylenceleri anlatsa da asolan Kaşkasepa ve Zeyşel göllerinin epik hikâyesiydi.
Bitti.
Roman kahramanı Ural, Şarapnel Gazetesi’nin muhabiri ve illüstratörüdür. Haber yapmak için çıktığı tren yolculuğunda geçirdiği kaza, sevgilisi Anuşka ile tanışmasına neden olacaktır. Anuşka, Sütlüce Yetimhanesinden henüz çıkmış kimsesiz genç bir kadındır. 1908-1909 yıllarında İstanbul’da geçen bu roman İkinci Meşrutiyet döneminin en önemli olayına tanıklık edecektir. Ama asıl heyecan verici olan Ural ve Anuşka’nın hikâyesidir. Bazı kitaplar vardır göz açıp kapayıncaya kadar biter. Şarapnel de bu kitaplardan biri, ara vermeyi düşünmeden son sayfayı merak edeceğiniz bir roman… Sessiz bir park kanepesinde, trende, otobüste, uçakta, plajda, evinizde soluksuz okuyup bitireceğiniz harika bir novella sizi bekliyor.
Baskı Tarihi: Mayıs 2020 - 116 Sayfa
Özgürlük Savaşçısı, 2016 Yapımı, 2 Saat 19 Dakika
Orijinal Adı : The Free State of Jones
Amerikan İç Savaşını anlatan filmde filmin kahramanı Newton Knight Güney’de yaşayan fakir bir çiftçidir. Yüksek vergilerden, savaştan, yoksulluktan ve hayatını riske atmaktan bıkan Newton yaşadığı sıkıntılardan kurtulmanın yolunu arar. Newton, kendisi gibi çiftçiler, köleler ve firarileri bir araya gelip Güney Konfederasyonu'ndan ayrılıp, Mississippi'de bağımsız bir devlet kurulmasını sağlayacak büyük bir ayaklanma başlatır. Fakat hükümet bu isyanı bastırmak için her şeyi yapacaktır.
A’DAN Z’YE PROFESYONEL SATIŞ YÖNETİMİ EĞİTİMİ
Satış ve Pazarlamada Swot Analizi Ne Zaman Yapılır?
Satış ve pazarlamada yeni bir ürün veya hizmet satışının planlanmasında ,pazarlama stratejilerinin güncellenmesinde,rakip firmalarla yapılan karşılaştırmalarda veya yeni bir iş kurma fikri öncesinde Swot analizinden faydalanabiliriz.
Ali Kayacan Eğitmen,Yazar,Sınav Değerlendirici
Ali Kayacan Türkiye’nin satış ve pazarlama eğitimleri alanında derin bilgisi ve tecrübesiyle tanınan, saygı duyulan bir profesyoneldir.
Alanında uzmanlığa ve geniş bir tecrübeye sahip olan Kayacan, Satış Labirenti, Satış Reçeteleri, Satış Ansiklopedisi gibi satış üzerine yazılmış önemli kitapların yazarıdır.
Deka Eğitim ve Danışmanlık şirketinin kurucusu olan Ali Kayacan satış ve pazarlama eğitmeni olarak hizmet vermektedir.